Genrikh TROFİMENKO - Amerikan Savaş Stratejileri kitap özeti
'
Amerikan Savaş Stratejileri kitap özeti
Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu sırasında, Kurucu Atalar
tarafından formüle edilmiş olan Amerikan askeri-politik kavramlarının,
yönetici sınıfın genişlemeci kesimlerinin etkisi altında, sonunda,
sınır tanımaz dünya hegemonyası amaçlarına hizmet eden bir ulusal
askeri doktrin halinde nasıl evrimleştiği anlatılmaktadır. Bu amaca
ulaşma planları çoğunlukla, Birleşik Devletler tarafından hem
psikolojik tarzda hem de dolaysız şekilde yani fiziksel silahlı kuvvet
kullanımına yaslanmıştır.
Amerikan askeri-politik strateji esaslarının askerler tarafından değil
de politikacılar tarafından oluşturulduğunu söylemek hiçbir şekilde
yanlış olmaz. Ordu yalnız taktik konularla ilgilenmiş ve stratejik
teorinin Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri içinde
tanıtılmasını sağlamıştır.
Amerika Birleşik Devletlerinde, devlet gemisinin dümeninde bulunan
politikacılar, mülk sahibi bir sınıfın temsilcileri olarak yayılmacı
bir dış politika ve stratejinin esaslarını çizdiler.
Kurucu Ataların dış politika kavramları incelendiğinde onların
askeri-politik stratejilerinin üç temel yargıya dayandığı görülecektir:
- Silahlı Kuvvetler, dış politikada anlaşmazlıkları çözümlemenin ana ve nihai aracı, “son sözü söyleyendir.”
- “Kendi çıkarlarının bilincinde olmak” Birleşik Devletlerin uluslar
arası ilişkilerdeki tutumunu şekillendiren temel unsur olmalıdır.
- Birleşik Devletler, daha önce benzeri görülmemiş, kendine özgü bir ulustur.
Birleşik Devletlerin tecrit politikasını ancak 2 nci Dünya Savaşı’ndan
sonra terk ettiği ve bundan sonra pek çok sayıda uzun dönemli
ittifaklara ve anlaşmalara girip kendi himayesi altında dizi dizi
askeri ve politik bloklar kurarak uluslar arası ilişkilere aktif
şekilde müdahale etmeye başladığı savunulmaktadır. 2 nci Dünya Savaşı
sonrası dönemde nükleer silahların ortaya çıkması, stratejik amaçların
elde edilebilmesi için savaşın ara aşamalarını devreden çıkarıp
doğrudan stratejik nükleer kuvvetlerin kullanılabilmesine olanak
sağlanmıştır. Stratejik nükleer silah sistemlerinin karmaşıklığı ve
muazzam maliyetleri ve ulusal askeri-sınai altyapının önemli boyutlarda
genişlemesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri gelişiminin,
ülkenin genel ekonomik faaliyetinden ve politik örgütlenmesinden ayırt
edilemez bir duruma gelmesine katkıda bulunmuştur. Birleşik Devletlerin
askeri çabalarının yönü ve kapsamı, yalnızca Amerika Birleşik
Devletleri Silahlı Kuvvetlerinin yeteneklerinin değil aynı zamanda
ulusun davranış şeklinin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü silahların
muazzam maliyetleri karşısında, askeri çabalar, dış ve iç politikanın
en önemli elemanı durumuna gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri liderliğinin askeri ve politik düşünce
tarzı bir dizi unsurun etkisi altında kalmıştır. Bunların en önemlisi
SSCB ile Birleşik Devletler arasındaki, sosyalizm ile kapitalizm
arasındaki güçler dizilişidir. İki ülke arasındaki mevcut stratejik
askeri eşitlik belirli bazı batı çevrelerin saldırgan niyetlerini
gemlemektedir. Başka bir gemleyici etken de halk yığınlarının giderek
artan bilinçliliği ve politik etkinliğidir. Sovyetler Birliği ve tüm
sosyalist topluluğun askeri ve ekonomik gücü ve onların barışı korumayı
ve silahsızlanmanın gerçekleştirilmesini amaçlayan ve tüm dünyada geniş
bir kamuoyu desteği sağlayan, yapıcı ve amaca yönelik politikası da
Amerika Birleşik Devletleri askeri politikasını etkilemiştir.
Sömürgecilik sisteminin çökmesi ve sanayileşmiş ülkelerle gelişmekte
olan ülkeler arasındaki politik ve ekonomik ilişki sisteminin köklü
şekilde değiştirilmesini talep eden çok sayıda bağımsız ulusun dünya
sahnesine çıkmış olması da Amerika Birleşik Devletleri yönetici
çevrelerinin stratejik hesaplarını önemli bir dereceye kadar
etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkeleri zaman zaman silahlı kuvvete de
başvurarak Amerika Birleşik Devletleri nüfuz bölgesi içinde tutma
çabası Amerika Birleşik Devletleri politikasının ve stratejisinin ana
hedeflerinden biri olmuştur.
Washington’un askeri politik stratejisinin doğasını etkileyen diğer
etkenler arasında Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin ve dünya
kapitalist ekonomisinin durumu, Batı Avrupa ve Japon askeri ve ekonomik
yeteneklerinin büyümesinden kaynaklanıp gittikçe keskinleşen çelişkiler
ve Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya gibi ülkelerin, bölgesel askeri
dengelerde önemli bileşenler durumuna gelmeleri sayılabilir. Kuşkusuz,
dünya çapındaki güç dengesinin ana unsurlarından birisi olan, Çin Halk
Cumhuriyeti, ülkenin nükleer roket cephaneliğini büyütmekte ve
konvansiyonel kuvvetleri ve silahları modernleştirmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri yönetici çevreleri, kendi stratejilerini
dünyanın değişen gerçeklerine uygun duruma getirmek için periyodik
ayarlamalar yapmaktadır. Ama dünya çapındaki politik, ekonomik ve
askeri güç dengesinde yer almakta olan kaymalar ve Birleşik Devletlerin
kendi başlattığı silahlanma yarışının gittikçe büyüyen mali yükü, onun
dünya çapında askeri kuvvet kullanma kapasitesini sınırlamaktadır. 2
nci Dünya Savaşından bu yana girişilen Amerika Birleşik Devletleri
askeri maceralarının başarısızlığa uğraması (özellikle Kore ve
Vietnam’daki müdahaleler), günümüz dünyasında gerçek stratejik
değişiklikler sağlamanın ancak askeri olmayan araçlar kullanarak, en
başta da teknolojik ve ekonomik nüfuz araçları kullanarak mümkün
olacağını savunan gerçekçi düşünceli Amerikalıların durumunu
güçlendirmiştir. Ama yine de, Amerika Birleşik Devletleri liderleri,
sübjektif olarak, Washington’da bazen “mutlak güvenlik” diye tanımlanan
benzersiz bir askeri konuma ulaşmaya çabalamaktadır. Bu ise, Amerika
Birleşik Devletleri stratejisinin dünya gerçeklerine uyarlanmasını son
derece acılı, yavaş ve çelişkili bir süreç durumuna getirmektedir.
Washington’un askeri-politik stratejisindeki gerçekçiliğe doğru
kayışlar, dalgalanmalar halinde ve saptamalarla birbirini izlemektedir.
Birleşik Devletlerin kendini yeni uluslar arası duruma uyarlanmasında
askeri-politik alandaki uyarlamalar dahil çok belirgin bazı özelliklere
işaret edilebilir. Bu özelliklerin birincisi, askeri doktrin ve
stratejiye getirilen ayarlamaların koşullar tarafından zorunlu
kılındığı gerçeği; ikincisi, bu ayarlamaları en alt düzeyde tutma
istekliliği; üçüncüsü, bu ayarlamaların, onları gerekli kılan teorik
anlayışın oldukça gerisinde kalması ve dördüncüsü ise yeni ve daha iyi
silah sistemleri geliştirme yoluyla, askeri ve politik sorunlara saf
teknik “çözümler” bulmaya çalışmasıdır.
Güç dengesinin stratejik bakımdan anlamı, uluslar arası bir sisteme
katılanlar arasındaki dengeyi, bir tarafın, diğerlerini bölen
çelişkileri sömürerek kendi yararına çevirme yeteneğidir.
Soğuk Savaş 200 yıllık Amerika Birleşik Devletleri tarihiyle
kıyaslanarak incelendiğinde, bir bakıma, geleneksel Amerikan
politikalarından bir sapmaydı ve dünya çapındaki tüm sorunların, en
başta da “uluslar arası Komünizm” sorunun Birleşik Devletler tarafından
kendi keyfine göre ve güç konumlarından hareketle ele alınması
girişimiydi.







