MESNEVİ NAZIM ŞEKLİ ve ÖZELLİKLERİ “Mesnevî”, edebiyat terimi olarak
ilk kez İran’da kullanılmış, fakat ilk örnekleri Arap edebiyatında
verilmiştir.Türk edebiyatına ise İran’dan geçmiş ve 11.-19. yy.lar
arasında bu nazım şekli ile pek çok eser verilmiştir… “Mesnevî”
sözcüğünün köküne inecek olursak, Arapça’dan (s,n,y kökünden)
gelmiştir. Mesnevî, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşmuş bir
nazım şeklidir (aa/bb/cc…). Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı
kurala bağlı değildir, iki ile on binlerce beyit arasında değişen bir
genişliktedir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması
gerek beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu
istedikleri kadar genişletmelerine imkân sağlamış, bu yüzden de çok
kullanılan bir nazım şekli olmuştur. Yalnız, uzun olduğu için aruzun
kısa kalıplarıyla yazılması genellikle tercih edilir.Hatta, aruzun
fe’ûlün / fe’ûlün / fe’ûlün / fê’ûl kalıbına, Şehname vezni de
diyoruz.Nedeni, İran Edebiyatında verilmiş olan bu eserin mesnevî nazım
şeklinde verilmiş ilk olgun eser olmasıdır… Mesnevî denilince akla iki
isim gelir: Birincisi, az önce dediğim Şehname’nin yaratıcısı, İran
Edebiyatının ünlü isimlerinden Firdevsî; ikincisi ise Anadolu’da
yuazılmış mesnevîlere örnek teşkil etmiş ve bu ürünleri etkilemiş,
Mesnevî adlı eseri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’dir… Mesnevînin
yazılış planına da bakacak olursak, üç bölümden ibarettir. Bu bölümler:
-Giriş, -Konunun işlendiği, -Bitiş bölümüdür… Giriş Bölümü de şu
sırayla oluşmaktadır; 1. Besmele 2. Tevhîd (Tanrı’nın birliğini konu
edinmiş şiir) 3. Münâcât (Tanrı’ya yakarış) 4. Na’t (Hz. Peygambere’e
övgü) 5. Mi’râc (Hz. Peygamber’in Mirac’a çıkması) 6. Mu’cizât
(Peygamberimizin mucizeleri) 7. Medh-i Çehâr-yâr (Dört halifeye övgü)
8. Padişah için övgü 9. Devlet büyüğüne övgü 10. Sebeb-i te’lîf (Bu
bölüme “sebeb-i terceme” de denilebilir.Bu bölümde eserin yazılış ya da
çevriliş amacı üzerinde durulur.Bir çeşit önsöz gibi..) Konunun
işlendiği bölümde değinilecek nokta ise, konusuna göre mesnevîlerdir…
Konusuna göre mesneviler; - Dinî mesnevîler -Tasavvufî mesneviler
-Ahlakî mesneviler -Ansiklopedi niteliği taşıyan ya da belli alanlarda
bilgi veren mesneviler… Bitiş bölümü de genellikle belli bir sırayı
izler: 1. Tanrı’ya “hamd ü sena” ve dua; 2. Sultana övgü ve
saltanatının devamı için dua; 3. Şairin eseriyle ve şairliğiyle
övünmesi; 4. Tanınmış mesnevi şairleri ve eserlerini anma; 5. Şairin
eserine verdiği ad; 6. Hasetçilere, acemi ve dikkatsiz müstensih (= bir
eseri aslına uygun olarak kopya eden kişi)lerle metni doğru dürüst
okuyamayan okuyuculara yergi, bunların esere vereceği zarardan Tanrı’ya
sığınma; 7. Mesnevinin beyit sayısı; 8. Mesnevî’nin yazılışıyla ilgili
tarihler; 9. Okuyucudan hayır dua isteme; 10. Mesnevinin vezni.
Düzenleme: P.P. Kaynak: ÜNVER,İsmail.Türk Dili Dergisi (Türk Şiiri Özel
Sayısı),1986. “Hamse” ne demektir? Mesnevî şairlerinin bir kısmı
Nizâmî’yi örnek alarak beş mesnevî yazıp “Hamse” (beş) meydana
getirmişlerdir. Hamse’ye “Penç-genc” de denilmektedir… Mesnevî sayısını
altıya çıkarıp “Sitte”(altı) yapan şairler de vardır… Eski Edebiyatta
mesnevî yazanlar küçük görülürdü, bunun nedeni de o dönemde gazel ve
kasidenin daha önemli olarak görülmesidir… Türk Edebiyatında Mesnevi…
Türk Edebiyatında ilk uzun mesnevî 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib’in
Kutadgu Bilig adlı eseridir… Bu eserin yapısına bakıldığında uygun
yerlere dörtlükler yerleştirilmiş, sonunda da kasideye benxer parçalar
konulmuş, 6645 beyitten oluştuğu görülür. Başında münâcât, nât ve
eserin sunulduğu Tabgaç Buğra Han’a övgüler ile başlar. Bu yapısına
bakıldığında eksiksiz bir mesnevî örneği görmemiz mümkündür… 13.
yüzyılda Mevlânâ’nın yazdığı 25.618 beyitlik Mesnevî-i Mânevi adlı
eseri Farsça olduğu halde önceden de belirttiğim gibi Türk şairleri
üzerinde, Anadolu’da derin etkiler bırakmış ve örnek alınmıştır. 13.
yüzyıl sonunda Şeyyâd Hamza’nın yazdığı Yusuf u Züleyhâ adlı 1529
beyitlik mesnevî de ilk aşk mesnevîsidir… 14. yüzyılda Anadolu’nun
önemli mutasavvıflarından Yunus Emre de Risâletü’n Nushiyye adlı
eserini mesnevî olarak yazmış ve bu eser 573 beyitten meydana
gelmiştir… Âşık Paşa’nın 12.000 beyitlik Garîbnâme eseri Mevlânâ örnek
alınarak yazılmış hikayeler ve içeriğindeki gazellerle ahlâkî ve
tasavvufî bir eserdir… 15. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında mesnevî
hızla gelişmiştir.Bu dönemde Ahmed-i Dâ’i'nin Çengnâme’si, Süleyman
Çelebi’nin Mevlid’i, Şeyhî’nin Husrev ü Şîrîn’i ve Harnâme’si
unutulmayacak ve önemli eserlerdendir… 16. yüzyılda Türk Edebiyatında
önemli mesnevî şairlerinin olduğu görülür…Tâcîzâde Câfer Çelebi’nin
3571 beyitli Hevesnâme’si, Ahî’nin (”Benli Hasan” olarak da anılır…)
Hikâye-i Şîrîn ü Pervîz mesnevîsi, Revânî’nin İşretnâme’si, Hakîrî’nin
Leylâ vü Mecnûn’u da dönemin önemli eserlerindendir… Fuzûlî ve Mesnevî…
16. yüzyılda üstad Fuzûlî’dir… 440 beyitlik Beng ü Bâde adlı
mesnevîsinde afyonla şarabı karşılaştırmış ve çeşitli yiyecek ve
içecekleri kişileştirerek onları maceralara sürüklemiştir… 1535′de
yazmış olduğu Leylâ vü Mecnûn (3036 beyit) eserini de mesnevî
edebiyatının şaheserlerinden saymaktayız… Bu eserinde, Leyla ile
Mecnun’un tutuldukları maddi (dünyevî) aşkın daha sonra ilahî aşka
dönüştüğüne tanık oluruz… Sohbetü’l-esmâr (Meyvelerin sohbeti) adlı
eseri de 200 beyitten oluşan bir mesnevîdir… P.P. Kaynak: İPEKTEN,
Haluk; Eski Türk Edebiyatı - Nazım Şekilleri ve Aruz.