Tavus kelebeğinin en dikkat çekici özelliklerinden biri kanatlarının
üzerinde aniden beliren gözlerdir. Peki bu gözler neden birdenbire
ortaya çıkarlar. Bunu anlamak için kelebeğin bulunduğu çevreye şöyle
bir göz atmak yeterlidir. Kelebeğin kanadında aniden beliren sahte
gözler etrafta bir avcı kuşun olduğuna işarettir. Tehlikenin farkında
olan tavus kelebeği düşmanını korkutup kaçırmak için bu sahte gözlere
başvurmaktadır.
Bu çarpıcı savunma taktiğinin ne kadar etkili olduğu ölçmek için
Stockholm Üniversitesi zooloğu Adrian Vallin ve ekibi tavus kelebekleri
üzerinde bir çalışma yapmışlardır. Ekip, tavus kelebeklerinin
kanatlarındaki sahte gözleri bir teknik uygulayarak koyulaştırıp,
onları serbest bırakmıştır. Sonuçta sahte gözleri koyulaştırılan
kelebeklerin 20’sinden 13′ünü kuşlar yemiş, kanatlarına müdahale
edilmeyen 34 kelebekten ise sadece 1 tanesi avlanmıştır.
Bu çalışma kelebeklerin kendilerini savunmak için oldukça zekice
planlanmış bir yöntem kullandıklarını göstermektedir. Açıktır ki
kelebekler bu özellikle birlikte var olmak zorundadırlar, aksi takdirde
türlerinin devamını sağlamaları mümkün olmayacaktır. Elbette burada
akla pek çok soru gelmektedir. Kelebekler tehlikenin farkına nasıl
varmışlardır? Sahte gözler kullanarak kuşları korkutabileceklerini,
bunun etkili bir savunma tekniği olduğunu nasıl keşfetmişlerdir?
Bir kelebeğin düşmanlarını nasıl kaçıracağını kendiliğinden bilmesi,
sonra buna göre yine kendi kendine bir taktik geliştirmesi ve bu
taktiğe uygun vücut yapısını bedeninde oluşturması elbette ki mümkün
değildir. Bu özellik kelebekle birlikte var olmak zorundadır, ayrıca
kelebek bu özelliğini nasıl kullanacağını da bilmelidir.
Sonuç olarak ortada her vicdanlı insanın birleşeceği bir gerçek
vardır; tavus kelebeği bu özelliklere sahip olarak bir anda
yaratılmıştır. Düşmanlarına karşı uyguladığı bu ileri teknikteki
savunmayı da Allah’ın ilhamıyla yapmaktadır.
TEKNOLOJİ NEDİR.??
TeknolojiVikipedi,
özgür ansiklopediTeknoloji (technoslogos), techne; yapmak ve logos;
bilmek anlamına gelmektedir. İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı
alet ve edevatın yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve
yetenektir. Bir insan etkinliği olarak teknoloji, insanlığın tarihinde
bilim ve mühendislikten önce ortaya çıkmıştır.Teknoloji Nedir?Sözlük
anlamı “bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya
alınması” demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme,
üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi
sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için
kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür. Teknolojik yenilik de,
“üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme
biçimleri” olarak tanımlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti,
bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda
rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde
kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer
alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici
duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge
altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon)
teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim
faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş
gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.Diğer yandan, başta
elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya
endüstrileri gibi “bilim ve teknoloji temelli” sektörler ile bunların
bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer
yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi
dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar
Teknolojinin Neden Olduğu Hastalıklar :
Son 30 yılda başta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada bu alanda
yüzlerce araştırma yapıldı; hâlâ da yapılıyor. Kimi araştırmalarda
dikkat çekici sonuçlara ulaşıldı. Örneğin;1994′te ABD ve Finlandiya’da
yapılan araştırmalar, elektromanyetik alanların çok sık etkisinde kalan
işçilerde alzheimer hastalığının normal insanlara göre erkeklerde 4,9
kat ve kadınlarda 3,4 kat daha çok görüldüğünü ortaya koydu.1998′te
gerçekleştirilen bir başka araştırmada da radyo operatörleri,
endüstriyel donanım işçileri, veri işleme aygıtı tamircileri, telefon
hattı işçileri, elektrik santralları ve trafo merkezlerinde çalışan
işçilerle film makinistlerinde alzheimer, parkinson gibi hastalıklarla
beraber başka birtakım nörolojik bozuklukların daha çok görüldüğü
ortaya çıktı.1979′da ABD’de yapılan bir epidemiyolojik (tıbbın, insan
topluluklarında hstalıkların dağılımını ve bu dağılıma yol açan
etkenleri araştıran bir dalı) araştırma, enerji iletim hatlarına 40
m.’den daha yakın yaşayan çocukların, normal çocuklara göre 2-3 kat
daha fazla kansere yakalandığını ortaya koymuştu.1988′de ve 1991′de
yine ABD’de, 1992 ‘de İsveç ve Meksika’da ve 1993 ‘de Danimarka’da
yapılan araştırmalarsa çocuklarda görülen kanserlerle ve özellikle de
lösemiyle iletim hatlarına yakın yaşama arasında bir ilişki olduğunu
ortaya koydu.Finlandiya’da yapılan bir başka araştırma erkek çocukların
merkezi sinir sisteminde oluşan tümörlerle iletim hatları arasında ki
ilişkiyi saptadı.1994′te Kanada’daki 2 ve Fransa’daki 1 elektrik
şirketinin çalışanlarını kapsıyordu. Toplam 223.000 kişi üzerinde
gerçekleştirilen bu istatiksel çalışmada 4000 kanser hastası saptandı.
Bu çaılşmada yüksek elektromanyetik alanların etkisinde kalanlarda
lösemi 2-3 kat fazla görülürken, beyin tümörü 10 kat daha fazla
görülüyordu. Tüm bu bulgulara karşın lösemiyle elektromanyetik alanlar
arasında kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bir ilşki olduğu
kanıtlanamadı.Geçen yıl ABD Ulusal Çevresel Sağlık Bilimleri
Enstitüsü’nün 6 yıldır süren ve 60 milyon dolara malolan araştırması
sonuçlandı. Enstitü, araştırma sonuçlarını bir rapor biçiminde ABD
Kongresi’ne Haziran ayında sundu. Rapora göre “Elektromanyetik
alanların tümüyle güvenli oldukları söylenemez. İnsanlar onların
etkisinden olabildiğince kaçınmalıdırlar. Ama elektrik hatlarının
oluşturduğu elektromanyetik alanların, insanların kanser yada başka bir
hastalığa yakalanma riskini arttırdığına yönelik kanıtlar zayıftır. Bu
konudaki araştırmalar sürecektir.”İsveçli bilim adamları cep
telefonuyla yapılan 2 dk.’lık bir görüşmenin bile ne denli ciddi
sorunlar yaratabildiğini gösterdiler. Araştırmaya göre 2 dk.’lık
konuşma, kandaki zararlı proteinlerin ve toksinlerin beyne girmesini
engelleyen savunma mekanizmasını devre dışı bırakmaya yetiyordu. Bu
durumda azheimer, parkinson ve multiple sclerosis (MS) gibi sinir
hastalıklarının oluşma riski artıyor.Mayıs 1998′de İsveçli bilim adamı
Dr. Kjell Hansso Mild, ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği büyük bir
araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışma sonucuna göre, cep
telefonuyla uzun süre konuşanlarda yorgunluk, baş ağrısı, deride yanma
hissi ortaya çıkıyordu. Kulaklık-mikrofon seti kullananların %80′inde
bu tip sorunların olmadığı gözlendi.Haziran 1998′de Almanya’da Freiburg
Üniversitesi Nöroloji Kliniği’nde yapılan bir araştırmada da cep
telefonlarının yüksek tansiyonla ilişkisi ortaya kondu. Bu araştırmada
10 gönüllünün başlarına cep telefonu bağlandı. Araştırmacılar,
deneklere haber vermeden telefonları açıp kapadılar. Telefonlar
açıkken, deneklerin tansiyonlarında 5-10 mmHg’lik bir artış
gözlendi.İngiltere’de yapılan ve 11.000 kişinin gönüllü olarak
katıldığı bir başka araaştırmadaysa, uzun süre cep telefonuyla
konuşanlarda baş ağrıları, baş dönmesi ve dikkat dağılması
gözlendi.Bilimsel araştırmaların art arda gelen bu olumsuz sonuçları
insanları kuşkulandırıyor. Artık “cep telefonlarının insan sağlığına
daha ciddi etkileri olabilir mi?” diye düşünüyor herkes. Yine ilk akla
gelen soru : “Cep telefonlarıyla kanser arasında bir ilişki olabilir
mi?”Dünyada 200 milyon dolayında cep telefonu kullanıcısı var. Bu sayı
ABD’de 80 milyonun üzerinde ve her ay buna yaklaşık 1 milyon ekleniyor.
Cep telefonunun insan sağlığına etkileri ve özellikle de kanserle
ilişkisi üzerinde yürütülen çalışmalar ABD’de merakla izleniyor. Çünkü
beyinlerinde tümör oluşmuş onlarca kişi, iletişim şirketlerine dava
açmış durumda. Tümör oluşumlarına cep telefonlarının mikrodalga
yayınlarının yol açtığını ileri sürüyorlar. Benzer davaalar başka
ülkelerde de açılmış durumda. Bilimsel araştırmaların sonuçları bu
davaların seyri açısından büyük önem taşıyor.ABD’de cep telefonu
endüstrisi beş yıldır, cep telefonlarının insan sağlığı üzerine
etkilerini araştıran çalışmaları destekliyor. Hatta bunun için Telsiz
İletişim Endüstrisi Birliği, 1993′te Telsiz Teknoloji Araştıraları
(WTR) adlı bir araştırma kurumu bile kurdu. Bu kurumun asıl amacı,
öncelikle beyin tümörleri olmak üzere birçok hastalıkla cep telefonları
arasında bir ilişki olup olmadığını saptamak. İki koldan yürütülen
çalışmalar için beş yılda 25 milyon dolar harcandı. Bir yandan
epidemiyolojik araştırma sürdürüldü; bir yandan da laboratuvarlarda
deneyler yapıldı. Laboratuvar çalışmaları iki konu üzerinde yoğunlaştı:
Beyin tümörü oluşumu ve genetik yapının değişimi.Bu sırada Avrupa ve
Avustralya’da da konuyla ilgili birçok araştırma yapıldı; hâlâ süren
çok sayıda araştırma da var. Bunlardan birkaçında düşük düzeyli radyo
dalgalarının hayvanların bağışıklık ve sinir sistemlerinde
bozukluklara, davranışlarında değişimlere yol açtığı ve kanser
oluşumunu hızlandırdığı gözlendi. Örneğin Avustralya’daki bir
araştırmada, fareler 18 ay boyunca cep telefonunun yaydığı
mikrodalgaların etkisinde bırakıldı. Bu farelerde kanser oluşum
oranının normal farelere göre iki kat arttığı saptandı.İsveçli
Dr.Lennart Hardell’in araştırmasının geçen yıl Mayıs ayında yayımladığı
sonucu: Cep telefonu kullanımı insanlarda beyin tümörü oluşumunu
hızlandırmıyordu ; ama beyni tümörlü hastaların, telefon tuttukları
tarafta tümör oluşma oranının 2,5 kat fazla olduğu ortaya çıktı. Aynı
araştırma ABD’de de yapılmış ve aynı sonuçlara ulaşılmıştı.En önemli
gelişmeyse, WTR’nin beş yıllık araştırmasının sonuçlarını açıklaması
oldu. Araştırmanın başındaki Dr. George Carlo “Bu veriler insanlarla
doğrudan ilişkili ilk verilerdir. Bunlara göre cep telefonu yayınları
insanlarda beyin tümörü rüskini biraz artırıyor, insan kan hücrelerini
etkiliyor ve farelerde de DNA bozukluklarına yol açıyor.” diyor.
Telefon şirketlerince desteklenen bir araştırma kurumundan böyle bir
açıklamanın gelmesi çok önemliydi.Sağlığımızı tehlikeye atacağımıza,
cep telefonlarımız acil durumlar dışında kullanmamaya çalışalım.
Böylece hem beynimiz, hem de cebimiz rahat eder…SonuçTeknoloji
günümüzün vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ülkelerin gelişmişlik
seviyesi bulundurdukları teknolojik ortamları ile
değerlendirilmektedir. Teknolojinin kullanım alanları oldukça geniştir.
Eğitimden, savunma sanayine kadar her alanda kullanılan teknoloji
sosyal ve ekonomik hayatında bir vazgeçilmezi durumuna gelmiştir.
Teknolojinin faydaları ve zararları; teknolojiden faydalanma durumumuza
göre değişmektedir. Örneğin bir televizyonu genel kültürümüzü artırıcı
programları izlerken kullanmamız faydalı, zamanımızı öldürürken
kullanmak zararlı olduğu gibi. Bu örnekler çoğaltılabilir; son yüzyılın
buluşu olarak değerlendirilen internet ise; elektronik ortamda hızlı
bir şekilde bilgiye ulaşmamızı sağlarken; internete bağımlı insanlar
oluşturup, sosyal hayattan insanların kopmasına da neden olmaktadır.
Buradaki ölçü demekki teknolojiyi ne şekilde
kullandığımızdır.Teknolojinin gümüzüzde geldiği ürküten boyutu ise;
özellikle gen teknolojisinin çok gelişip insanları klonlamaya kadar
geldiği bu da gelecek için robotlaşan ve tek tip insanların türemesine
neden olabilir. Diğer yandan gelişen teknoloji ile birlikte biyolojik
ve kimyasal silahların üretilmesi insanlığı tehdit eden diğer
teknolojik tehlikeler olarak değerlendirilebilir. Teknolojinin
kullanımı ve sonuçları değişmektedir. Örneğin; teknoloji kullanılarak
kurulan bir fabrikada üretim yapılmakta ama artıkları doğaya zarar
vermektedir. Yine teknoloji kullanılarak arıtma tesileri kurulup bu
tehlike minumuma indirilmektedir. Yani teknolojinin fayda ve zararları
birlikte ilerleyip kullanıma göre netice vermektedir